BÜYÜK AYRIŞMA: İNSANLIK YENİ BİR EŞİĞİN ÖNÜNDE
Maskelerin Düştüğü Çağ: Safını Belirleme Vakti
Bugün siz değerli okurlarımla son yıllarda giderek daha belirgin hale gelen önemli bir gözlemimi paylaşmak istiyorum.
Dünya sadece siyasi, ekonomik veya teknolojik bir dönüşüm yaşamıyor. Çok daha derinlerde, insanlığın vicdanını, ahlâkını ve hakikatle olan bağını ilgilendiren büyük bir ayrışma sürecinden geçiyoruz.
Yaşadığımız çağın en dikkat çekici özelliği, insanların ne söylediğinden çok ne yaşadığının görünür hale gelmesidir. Bir zamanlar unvanlar, makamlar, kalabalıklar ve oluşturulan algılar insanları koruyabiliyordu. Fakat artık zaman değişiyor.
Çünkü hakikat sabırlıdır.
Bekler.
Sessizce bekler.
Sonra bir gün ortaya çıkar.
Dikkat ederseniz dünyanın her yerinde benzer olaylar yaşanıyor. Güven krizleri, aile kurumundaki sarsıntılar, toplumsal kutuplaşmalar, savaşlar, dijital manipülasyonlar, yapay zekâ ile üretilen sahte görüntüler ve hakikati perdeleyen bilgi kirliliği…
Bütün bunlar aslında tek bir sorunun etrafında dönüyor:
İnsan, hakikate mi bağlı kalacak, yoksa çıkarlarına mı?
Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:
“Allah, murdarı temizden ayırmak ister.”
(Âl-i İmrân, 179)
Bu ayet sadece geçmiş toplumları anlatmaz. Aynı zamanda insanlık tarihinin değişmeyen bir kanununa işaret eder. Her büyük dönüm noktasında saflar belirginleşir. Hak ile bâtıl, adalet ile zulüm, samimiyet ile riya arasındaki çizgi daha görünür hale gelir.
Bugün yaşananların özeti tam da budur.
Bir tarafta vicdanını korumaya çalışanlar…
Bir tarafta her şartta menfaatini korumaya çalışanlar…
Bir tarafta insan kalabilenler…
Diğer tarafta her şeyi çıkar hesabına dönüştürenler…
Aslında büyük mücadele tam da burada yaşanıyor.
Kur’an’da şöyle buyurulur:
“Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.”
(İsrâ, 81)
Tarih bize göstermiştir ki hiçbir yalan sonsuza kadar sürmez. Hiçbir zulüm ebedî değildir. Hiçbir maske sonsuza kadar yüzde kalamaz.
Bugün birçok insanın hissettiği huzursuzluğun sebebi de budur.
Çünkü zaman hızlandı.
Olaylar hızlandı.
İnsanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkması hızlandı.
Eskiden yıllarca gizlenen karakterler artık birkaç ay içinde görünür hale geliyor.
Bir insanın iç dünyasında ne varsa, eninde sonunda hayatına yansıyor.
Merhamet varsa merhamet büyüyor.
Öfke varsa öfke büyüyor.
Samimiyet varsa samimiyet ortaya çıkıyor.
Kibir varsa o da saklanamıyor.
Belki de insanlık uzun zamandır ilk kez bu kadar büyük bir ahlâk sınavından geçiyor.
Bu nedenle önümüzdeki yılların en önemli sorusu ekonomik değil, teknolojik değil, siyasi de değildir.
Asıl soru şudur:
“Kalbimizi hangi tarafa yaslıyoruz?”
Çünkü çağımızın en büyük sermayesi para değil, güven olacaktır.
En büyük makam güç değil, karakter olacaktır.
En büyük zenginlik ise temiz bir vicdan olacaktır.
Sevgili okurlarım,
İçinden geçtiğimiz dönemi sadece haber başlıklarıyla, ekonomik göstergelerle veya siyasi tartışmalarla okumak eksik kalır. Daha derinde işleyen büyük bir süreç var.
İnsanlık büyük bir ayrışma dönemine girmiştir.
Ve bu ayrışma; zenginle fakirin, güçlüyle güçsüzün değil; hakikate sadık kalanlarla, hakikatten uzaklaşanların ayrışmasıdır.
Belki de bugünlerde kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Dünya değişirken ben hangi tarafta duruyorum?”
Çünkü zamanın ruhu artık fısıldamıyor.
Haykırıyor.
Maskeler düşüyor. Saflar belirginleşiyor. Ve insan, sonunda kendi hakikatiyle yüzleşiyor.