Bayramın Gölgesinde Geçim Mücadelesi
Kurban Bayramı yaklaşıyor ama açık konuşayım; bu yıl içimde o eski bayram heyecanı yok. Sokakta da aynı duyguyu görüyorum. İnsanlar bayramı konuşmuyor, geçimi konuşuyor.
Kurban ibadeti ise çoğu kişi için artık niyet ile gerçek arasında sıkışmış bir meseleye dönüşmüş durumda.
Ben şuna inanırım: İbadetin özü samimiyettir. Nitekim Kur’an’da da açıkça ifade edilir:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; O’na ulaşan yalnızca sizin takvanızdır.” (Hac Suresi, 37. ayet)
Ama gelin görün ki, mesele sadece niyetle yürümüyor. İnsanların cebindeki para, bu ibadetin önüne ciddi bir engel olarak çıkıyor. Bugün bir kurbanlık fiyatına bakıyorsunuz, bir de asgari ücretliye, emekliye verilen maaşa… Ortada ciddi bir uçurum var.
Sahada konuştuğum insanların çoğu aynı şeyi söylüyor: “Eskiden zor da olsa keserdik, şimdi hesap bile yapamıyoruz.” Bu cümle aslında çok şey anlatıyor. Çünkü mesele sadece kurban kesememek değil; kendini eksik hissetmek, bayrama mahcup girmek.
Bir ayette şöyle buyrulur:
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz.” (Âl-i İmran Suresi, 92. ayet)
İnsanlar harcamak, paylaşmak istiyor. Ama ortada harcanacak bir imkân kalmadığında, bu istek de içe kapanıyor. İşte asıl kırılma burada başlıyor. Bayram dediğimiz o manevi iklim, yerini hesap kitap yapmaya bırakıyor.
Bugün emeklilerle konuşuyorum… Yıllarını vermiş insanlar, bayramda torununa harçlık verememenin mahcubiyetini yaşıyor. Asgari ücretli zaten ayın sonunu getiremiyor. Hal böyle olunca kimse bayramı gönül rahatlığıyla karşılayamıyor.
Oysa biz bayramları böyle bilmedik. Bayram dediğin; kapıların çalındığı, sofraların büyüdüğü, kimsenin kendini dışarıda hissetmediği günlerdi. Ama şimdi insanlar kendi içine kapanmış durumda.
Kur’an’da bir başka hatırlatma daha var:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl Suresi, 90. ayet)
Bugün tam da bu adalet meselesini konuşmamız gerekiyor. Çünkü bu tablo sadece bireysel bir yetersizlik değil; yapısal bir dengesizliğin sonucu. Gelir dağılımı bozulduğunda, bayramın ruhu da bundan etkilenir.
Benim gördüğüm şu: İnsanlar bayramdan vazgeçmiyor ama bayramın yükü insanların sırtına ağır geliyor. Bu yük hafiflemeden, o eski bayram coşkusunu yeniden yakalamak kolay değil.
Son sözüm şu: Bayram ancak herkes için bayram olduğunda anlam taşır. Eğer bir kesim için sevinç, diğer kesim için kaygıysa; orada sadece ekonomi değil, vicdan da sorgulanır.