Tevazu Üzerine
Hiçbir zaman böbürlenme… Hiçbir zaman “ben yaptım” deme.
İnsan çoğu zaman başarıyı kendi gücüne, kendi emeğine, kendi aklına bağlar. Oysa hayatın içinde görünen her sonuç, sadece insanın çabasından ibaret değildir. Bazen en çok emek verdiğin şey olmaz, bazen hiç beklemediğin kapı açılır. Çünkü insan, sadece çalışandır; sonucu belirleyen ise her zaman bilmediği bir dengedir.
Bu yüzden gerçek olgunluk, elde edilen şeyin ağırlığını değil; onun bir lütuf olduğunu fark edebilmektir.
İnsan başardığında aslında tam olarak neyin vesilesiyle o noktaya geldiğini bilemez. Belki doğru zamanda doğru yerde olmasıdır, belki de görünmeyen bir kolaylaştırılmadır. İnsan buna “şans” der, “emek” der, “kader” der… Ama ne derse desin, işin özünde kontrol edemediği bir gerçeklik vardır.
İşte tam da bu yüzden tevazu, bir zayıflık değil; bir bilinç hâlidir.
Çünkü bilinir ki, Allah dilemedikçe bir yaprak bile yere düşmez.
İnsan ise çoğu zaman sadece o düşüşün sebebini arar.
Başarıyı kendine mal eden kişi ağırlaşır; ama onu bir emanet gibi gören kişi hafifler. Çünkü birincisi yük taşır, ikincisi şükür.
Böbürlenmek, insana anlık bir güç hissi verir; ama o güç geçicidir. Tevazu ise kalıcı bir huzur bırakır. Çünkü insan ne kadar yükselirse yükselsin, aslında ne kadar küçük bir parça olduğunu unutmamalıdır.
Hayatın en büyük dersi belki de şudur:
Sahip oldukların değil, sana “nasip edilenler” üzerinde yaşıyorsun.
Ve insan bunu idrak ettiğinde, hem kalbi yumuşar hem dili ağırlaşır. Çünkü artık “ben yaptım” değil, “bana lütfedildi” demeyi öğrenmiştir.