Dolar 43,5121
Euro 51,3632
Altın 6.855,50
BİST 13.891,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 9°C
Az Bulutlu
Bursa
9°C
Az Bulutlu
Çar 13°C
Per 15°C
Cum 15°C
Cts 14°C

Saman Alevi Gibi Parlayıp Sönen Dostluklar Üzerine

Saman Alevi Gibi Parlayıp Sönen Dostluklar Üzerine
4 Şubat 2026 19:11
A+
A-

 

İnsan, hayat yolculuğunda en çok dostlarına tutunur sanır. Kan bağı olmayan ama gönül bağı kurduğuna inandığı insanlara… Aynı kahkahayı paylaştığı, aynı dertte sustuğu, aynı umutla beklediği kişilere. Oysa zaman geçtikçe fark eder ki bu yolculukta herkes uzun süre yanında yürümüyor. Kimisi bir kavşakta, kimisi ilk yokuşta, kimisi de yol biraz uzayınca sessizce ayrılıyor. Geriye ise şu tanıdık duygu kalıyor: Hayal kırıklığı.

Günümüzde dostluklar neden bu kadar kısa sürüyor? Neden bu kadar çabuk parlıyor ve neden aynı hızla sönüyor? Belki de asıl soru şudur: Biz mi değiştik, yoksa dostluk kavramı mı anlamını yitirdi?

Modern hayat, insanı hızın içine hapsetti. Her şey çabuk olsun istiyoruz: Tanışmalar, yakınlaşmalar, paylaşımlar… Birini tanımak için zaman ayırmaya tahammülümüz yok. İlk anda iyi hissettiren herkes “yakın”, ilk hayal kırıklığında ise “gereksiz” ilan ediliyor. Oysa dostluk, aceleye gelmez. Zamana yayılmayan her bağ, kök salamadan kurur. Kökü olmayan dostluklar da ilk rüzgârda savrulur.

Bir de insanların bir anlarının bir anlarına benzememesi meselesi var. Bugün seni baş tacı eden biri, yarın aynı mesafeyi korumayı bile çok görebiliyor. Bunun sebebi çoğu zaman sen değilsindir. İnsanlar kendi içlerinde savruluyor. Duygular kararsız, zihinler yorgun, kalpler dolu ama neyle dolu olduğunu bilen yok. Kendi iç dengesini kuramayan bir insanın, başkasıyla sağlıklı bir denge kurması da zorlaşıyor. Böyle olunca dostluklar, ruh hâline göre şekil alan geçici duraklara dönüşüyor.

Ancak tüm bu sebeplerin arasında en sessiz ama en yıkıcı olanı kişisel çıkarlar. Çıkar, dostluğun adını değiştirmeden içini boşaltan bir virüs gibi. Her şey yolundayken, ihtiyaçlar karşılanırken, fayda sağlanırken ilişkiler sıcak ve canlı. Ama işler değiştiğinde, beklentiler karşılanmadığında ya da artık “işe yaramadığında” bağlar gevşiyor. Önce aramalar azalıyor, sonra mesajlar geç geliyor, en sonunda da tam bir sessizlik başlıyor. Ne bir açıklama var ne de bir yüzleşme. Çünkü çıkar üzerine kurulan ilişkilerde hesap vermek gerekmez; sadece terk edilir.

İnsanı en çok yoran da bu belirsizliktir. Bir anda yok sayılmak, görmezden gelinmek, hayatından sessizce çıkarılmak… İnsan ister istemez kendini sorgular. “Nerede yanlış yaptım?” diye düşünür. Oysa çoğu zaman yanlış olan, baştan beri dostluk sandığımız şeyin bir beklentiler zinciri olmasıdır. Zincir kopunca bağ da kopar.

Bir başka gerçek de şudur: Artık herkes dostluktan çok şey bekliyor ama çok az şey vermeye razı. Herkes anlaşılmak istiyor ama kimse anlamaya gönüllü değil. Herkes dinlenmek istiyor ama kimse dinlemeye sabretmiyor. Fedakârlık, tek taraflı olunca yoruyor; anlayış karşılıksız kalınca da küstürüyor. Böyle ilişkilerde dostluk, bir yük gibi hissedilmeye başlıyor ve ilk fırsatta bırakılıyor.

Belki de sorun, dostluğu bir “ihtiyaç giderme aracı” hâline getirmiş olmamızdır. Canımız sıkılınca aradığımız, yalnız kalınca sığındığımız, işimiz düşünce hatırladığımız insanlar… Dostluk, bir boşluğu doldurmak için kullanıldığında, o boşluk dolduğu anda anlamını yitiriyor. Oysa gerçek dostluk, eksiklikten değil, fazlalıktan doğar. Paylaşacak bir şeyin olduğunda kıymetlidir.

İnsanların kendileriyle kurduğu ilişkinin zayıflığı da bu noktada önemlidir. Kendisiyle barışık olmayan biri, başkasından sürekli onay bekler. Beklentiler karşılanmadığında ise kırılır, küser, uzaklaşır. Böyle insanlar için dostluk, dayanıklı bir bağ değil; kırılgan bir cam gibidir. En ufak sarsıntıda çatlar.

Tüm bunlara rağmen hâlâ umutlu olmak mümkün. Çünkü gerçek dostluk tamamen yok olmadı; sadece görünmez oldu. Kalabalıkların içinde değil, sessizliğin içinde varlığını sürdürüyor. Gösterişli değil, iddiasız. Her an yanında olan değil belki ama en zor anda orada olan… Çıkarla değil, karakterle kurulan; sözle değil, duruşla kendini belli eden dostluklar hâlâ var.

Sonuçta insan şunu öğreniyor: Herkesi hayatında tutamazsın, tutmamalısın da. Dostluk, nicelik değil nitelik meselesidir. Çok kişi değil, doğru kişi önemlidir. Saman alevi gibi parlayan ilişkiler göz alıcıdır ama çabuk söner. Gerçek dostluk ise yavaş yanar; sessizdir ama kalıcıdır. Ve insan, en sonunda şunu anlar: Dostluk, herkesle kurulmaz. Ama kuruldu mu, zamana direnendir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.