DÜNYADA ÇOCUKLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYEN KÜRESEL TARTIŞMALAR VE TOPLUMSAL KAYGILAR
Son dönemde dünya kamuoyunda çocuklara yönelik politikalar, eğitim yaklaşımları ve bireysel haklar ekseninde yürüyen tartışmalar, birçok ülkede olduğu gibi toplumumuzda da ciddi soru işaretlerine yol açmaktadır. Özellikle çocukların gelişim süreçlerine ilişkin farklı ideolojik yaklaşımların “hak” ve “özgürlük” kavramları üzerinden sunulması, aileler açısından doğal bir hassasiyet oluşturmaktadır.
Bu tartışmaların merkezinde şu temel soru yer almaktadır:
Çocukların yüksek yararı gerçekten korunuyor mu, yoksa küresel ölçekte şekillenen yeni yaklaşımlar çocukları toplumsal ve psikolojik olarak daha savunmasız bir noktaya mı taşıyor?
Batı merkezli birçok uygulamada bireysel tercih vurgusu ön plana çıkarılırken, aile yapısının ve toplumsal değerlerin ikincil plana itilmesi dikkat çekmektedir. Bu durum, “ilerleme” söylemiyle sunulsa da uzun vadede çocukların kimlik gelişimi ve ruhsal bütünlüğü açısından tartışılması gereken sonuçlar doğurmaktadır.
Toplumsal dönüşümler çoğu zaman bir eşik üzerinden ilerler. İnsanlar ya rahatsız olur ya da zamanla alışır. Alışkanlıklar ise çoğu zaman sorgulamayı ortadan kaldırır. Asıl risk de tam olarak burada başlar.
GEMLİK’TE AİLELERİN SESSİZ ENDİŞESİ
Küresel ölçekte yürüyen bu tartışmalar, Gemlik’te de ailelerin gündemine girmiş durumdadır. Okul önlerinde, ev sohbetlerinde, günlük yaşamın doğal akışında aynı duygu hissedilmektedir: temkinli bir endişe.
Anne-babalar şu soruyu sormaktadır:
“Bu yaklaşımlar bize de yansır mı?”
Bu sorunun cevabı, toplumların verdiği refleksle doğrudan ilişkilidir. Konular normalleştiğinde, sessizlik yaygınlaştığında ve “bizi ilgilendirmez” denildiğinde, etki alanı kaçınılmaz olarak genişlemektedir.
Gemlik halkının bu konudaki duyarlılığı kıymetlidir. Bu duyarlılık, toplumsal vicdanın hâlâ canlı olduğunun göstergesidir. Ancak yalnızca rahatsızlık duymak yeterli değildir; bilinçli bir duruş da gereklidir.
DEĞİŞİM, TAKLİT VE SORUMLULUK
Bir dönem Batı’ya özenmek ilerleme olarak algılandı. Teknolojik gelişmelerle birlikte kültürel ve sosyal yaklaşımlar da sorgulanmadan ithal edildi. Oysa her toplumun kendi değer sistemi, aile yapısı ve sosyal dengeleri vardır.
Aileyi ikincil gören, ebeveyn otoritesini zayıflatan ve çocuğu erken yaşta ağır sorumluluklarla baş başa bırakan yaklaşımlar, çocukları korumaktan çok yalnızlaştırmaktadır. Günümüzde çocukların hem bedensel hem zihinsel gelişim alanları, ideolojik tartışmaların merkezine yerleştirilmektedir.
Bu durum bir kültür farklılığı meselesinden öte, evrensel bir sorumluluk alanıdır.
AİLE VE TOPLUMSAL DENGE
Aile, toplumun en temel yapı taşıdır. Zayıfladığında yalnızca birey değil, toplumsal bütünlük de zarar görür. Aile; değer, sınır ve sorumluluk bilincinin aktarıldığı ilk alandır.
Anne, vicdan duygusunu öğretir.
Baba, sınır ve sorumluluk bilincini kazandırır.
Bu dengenin bozulduğu yerde çocuk yönünü kaybeder. Bugün çocuklara sınırsız özgürlük vaadi sunulurken, kararsızlık ve kimlik karmaşası giderek artmaktadır.
Bu nedenle aileyi korumak, geçmişe değil geleceğe yapılan bir yatırımdır.
DEĞERLER VE ÖZGÜRLÜK DENGESİ
Toplumsal değerler, özgürlüğün karşıtı değildir. Aksine özgürlüğü anlamlı kılan çerçeveyi oluşturur. Her isteğin meşrulaştırıldığı bir ortamda, en kırılgan gruplar olan çocuklar risk altına girer.
Bir anlayış bireyi merkeze alırken, diğer anlayış insanı emanet olarak görür. Bu iki bakış açısı aynı hedefe hizmet etmez.
NE YAPILMALI?
Çocuklara yönelik yaklaşımlar sorgulanmalı, yüksek yarar ilkesi esas alınmalıdır.
Aileler çocuklarıyla susarak değil, bilinçli ve yaşa uygun bir iletişimle konuşmalıdır.
Toplumsal değerleri savunmak bir çekinme konusu hâline getirilmemelidir.
İnanç ve değerler, yalnızca özel alana hapsedilmeden toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınmalıdır.
Yerelde, Gemlik’te; okulda, ailede ve sosyal hayatta sağduyulu ama net bir duruş sergilenmelidir.
Unutulmamalıdır:
Sessizlik çoğu zaman tarafsızlık değildir.
Sessizlik, sorunların derinleşmesine zemin hazırlar.
SONUÇ
Bugün dünya bize şunu düşündürmektedir:
Sınırların belirsizleştiği bir ortamda çocukların korunması daha da hayati hâle gelir.
Bir toplum, yalnızca benimsedikleriyle değil;
aynı zamanda hangi çizgide durduğuyla da kimliğini inşa eder.