Yeni Eğitim Döneminde Çocukların Beslenme Sorunu Yeniden Gündemde: “Bir Çocuğun Karnını Doyurmak Devletin Lütfu Değil, Görevidir”
Milyonlarca öğrenci yeni eğitim-öğretim yılına başlarken, yüksek enflasyon ve artan hayat pahalılığı dar gelirli ailelerin çocuklarının beslenme sorununu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Ücretsiz okul yemeği uygulamasının kapsamının daraltılması ve sonlandırılması tepki çekerken, Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, “Çocuklar okul bahçelerinde aç bekliyor. Devlet dar gelirli ailelerin çocuklarının aleyhine taraf olamaz” dedi.
Türkiye genelinde milyonlarca öğrenci yeni eğitim-öğretim yılına başlarken, ailelerin eğitim masraflarının yanı sıra çocuklarının günlük beslenme giderleri de önemli bir ekonomik yük haline geldi. Özellikle dar gelirli ve asgari ücretle geçinen aileler, artan gıda fiyatları karşısında çocuklarının beslenme çantalarını yeterli ve dengeli gıdalarla doldurmakta zorlanıyor.
Okulların açılmasıyla birlikte yalnızca kırtasiye, kıyafet ve servis ücretleri değil, öğrencilerin gün içerisinde sağlıklı beslenebilmesi konusu da yeniden tartışılmaya başlandı. Gıda fiyatlarındaki yükseliş, okul kantinlerindeki ürünlerin pahalılaşması ve ailelerin alım gücünün düşmesi, öğrenciler arasındaki ekonomik eşitsizliği okul sıralarına kadar taşıyor.
Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem de eğitim döneminin başlamasıyla birlikte çocukların beslenme hakkına ilişkin tartışmaların yeniden gündeme gelmesi gerektiğini belirterek, mevcut uygulamaların yetersiz olduğunu savundu.
“Çocuklar okul bahçelerinde aç bekliyor”
Erdem, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarının okul saatlerinde ciddi bir beslenme sorunu yaşadığını belirterek, ekonomik krizin eğitim hayatındaki görünmeyen sonuçlarından birinin de çocukların yeterli beslenememesi olduğunu ifade etti.
Yüksek enflasyon nedeniyle temel gıda ürünlerine dahi erişimin zorlaştığını söyleyen Erdem, beslenme çantasını dolduramayan ailelerin çocuklarının okulda akranlarıyla aynı imkanlara sahip olamadığını belirtti.
Erdem, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Türkiye’nin her yerinde asgari ücretle kıt kanaat geçinmeye çalışan, evine eti ve proteini sokamayan milyonlarca yoksul aile var. Bu ailelerin çocukları okula giderken yalnızca babasının ya da annesinin cebindeki parayla değil, devletin sosyal politikalarındaki eksikliklerle de yüzleşiyor.
Teneffüs zili çaldığında her çocuk kantine koşamıyor. Parası olmayan ya da evinden yeterli beslenme getiremeyen çocuk, arkadaşlarının yemek yemesini izlemekle yetiniyor. Bir çocuğun okulda karnının doyması devletin bir lütfu değil, anayasal bir görevidir.”
Ücretsiz okul yemeği uygulaması tartışması
Çocukların okulda ücretsiz yemek hakkı uzun süredir sivil toplum kuruluşlarının, eğitim emekçilerinin ve çeşitli toplumsal kesimlerin gündeme getirdiği başlıklardan biri.
2022 yılında çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü imza kampanyalarıyla daha geniş bir kamuoyu tartışmasına dönüşen “okulda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek” talebi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Şubat 2023’te yaklaşık 5 milyon öğrenci için hayata geçirilmişti.
Ancak uygulamanın kapsamının daha sonra daraltılması ve deprem bölgesiyle sınırlandırılması, ardından 2024-2025 eğitim-öğretim döneminde burada da sona erdirilmesi, okul beslenmesi konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Uygulamanın sona erdirilmesine ilişkin süreç yargıya da taşındı. Danıştay 8. Dairesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararını “mali kaynak yetersizliği” gerekçesi üzerinden hukuka uygun buldu.
Kararın ardından özellikle eğitim, çocuk hakları ve sosyal politika alanında faaliyet gösteren çevrelerden tepkiler gelirken, tartışmanın merkezinde “çocukların beslenme hakkı” ile kamu kaynaklarının kullanım öncelikleri yer aldı.
“Mesele kaynak değil, öncelik meselesi”
Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem ise okul yemeği uygulamasının maliyetinin Türkiye’nin toplam kamu harcamaları içerisindeki payının sınırlı olduğunu savunarak, meselenin ekonomik kaynak bulunup bulunmamasından çok kamu kaynaklarının hangi alanlara ayrıldığıyla ilgili olduğunu söyledi.
Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’nun hesaplamalarına atıfta bulunan Erdem, tüm devlet okullarındaki öğrencilere her gün sağlıklı ve ücretsiz bir öğün yemek verilmesinin maliyetinin yıllık kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 1,5’i düzeyinde olduğunu belirtti.
Erdem, söz konusu maliyetin yaklaşık 285 milyar lira olarak hesaplandığını ifade ederek, bunun kamu bütçesindeki diğer harcama kalemleriyle karşılaştırıldığında yönetilebilir bir büyüklük olduğunu savundu.
Erdem şöyle konuştu:
“Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’nun hesaplamalarına göre tüm devlet okullarındaki öğrencilere her gün bir öğün sağlıklı ve ücretsiz yemek verilmesinin maliyeti, yıllık kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 1,5’ine denk geliyor. Bu da yaklaşık 285 milyar liralık bir maliyete karşılık geliyor.
Bu rakam, Hazine’nin yalnızca Temmuz ayında ödediği 325,9 milyar liralık faiz giderinin bile altında. Yani burada mesele yalnızca kaynak meselesi değil, öncelik meselesidir. Devletin bir aylık faiz ödemesi, ülkedeki tüm çocuklara bir yıl boyunca ücretsiz öğle yemeği sağlanabilecek bir büyüklükteyse, çocukların beslenmesi söz konusu olduğunda sürekli olarak ‘kaynak yok’ denilmesini kamuoyunun sorgulaması gerekir.”
“Beslenme hakkı şehre ve semte göre değişemez”
Yerel yönetimler tarafından hayata geçirilen bazı ücretsiz yemek ve okul beslenme projelerinin olumlu olduğunu belirten Erdem, ancak bu tür uygulamaların merkezi ve ülke genelinde uygulanacak kapsamlı bir sosyal politika haline gelmesi gerektiğini ifade etti.
Erdem, belediyelerin kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiği pilot uygulamaların önemli olmakla birlikte sorunun tamamını çözmeye yetmeyeceğini belirterek, çocukların temel ihtiyaçlarının yaşadıkları bölgeye göre farklılık göstermemesi gerektiğini söyledi.
Erdem, “Yerelde bazı belediyelerin başlattığı pilot uygulamalar iyi niyetli ve değerli. Ancak asla yeterli değil. Çünkü bir çocuğun beslenme hakkı yaşadığı şehre, ilçeye veya mahalleye göre değişemez. Bu hakkın ülkenin her yerindeki çocuklar için eşit biçimde güvence altına alınması gerekir” dedi.
Ekonomik eşitsizlik okul sıralarına da yansıyor
Artan hayat pahalılığının çocukların eğitim yaşamına yalnızca okul masrafları üzerinden değil, beslenme yoluyla da yansıdığına dikkat çekilirken, öğrenciler arasındaki ekonomik farklılıkların okul ortamında daha görünür hale geldiği ifade ediliyor.
Bir öğrencinin her gün düzenli ve sağlıklı bir öğün tüketebilmesi, diğer öğrencinin ise beslenme çantasını dolduramaması veya kantinden herhangi bir ürün alamaması, eğitim ortamında sosyal eşitsizliğin çocuklar tarafından doğrudan deneyimlenmesine neden oluyor.
Erdem, bu durumun yalnızca bugünün ekonomik şartlarıyla sınırlı bir sorun olmadığını, uzun vadede çocukların fiziksel gelişimi, akademik başarısı ve sosyal yaşamı üzerinde de etkiler oluşturabileceğini savundu.
“Dünyada okul yemeği sosyal devletin temel uygulamalarından biri”
Okul yemeğinin birçok ülkede uzun yıllardır kamusal bir hizmet olarak uygulandığına dikkat çeken Erdem, Türkiye’de de benzer bir sistemin kurulması gerektiğini söyledi.
Erdem, farklı ülkelerdeki uygulamalara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“OECD verilerine göre Türkiye’de her beş çocuktan biri haftada en az bir gün yemeğe erişemiyor ve okula aç gidiyor. Dünya Bankası ve TÜİK verileri 7 milyondan fazla çocuğun derin açlık sınırında olduğunu, ERG raporları ise her dört çocuktan birinin düzenli protein alamadığını gösteriyor.
Oysa dünyada okul yemeği konusunda uzun yıllara dayanan uygulamalar var. Japonya 20. yüzyılın başlarından itibaren, Norveç 1890’lardan, Şili ise 1920’lerden itibaren okul yemeğini kamusal bir hizmet olarak uyguluyor. ABD, 1939’da başlattığı federal okul yemeği programını bugün de milyonlarca öğrenciye ulaştırıyor. Güney Kore, öğle yemeğini eğitim sisteminin planlı ve temel parçalarından biri haline getirmiş durumda. Fransa’da ise okul yemeklerinin ücretleri ailelerin gelir düzeyine göre kademelendiriliyor ve hiçbir çocuğun ailesi ödeme yapamadığı için aç kalmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.”
“Çocukların geleceği bütçe kalemlerine sıkıştırılamaz”
Erdem, farklı ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeylerinin ve sosyal politika modellerinin birbirinden farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, okul yemeği uygulamasının temelinde çocukların eğitim hakkının yanı sıra sağlıklı beslenme hakkının bulunduğunu söyledi.
Okula aç giden bir çocuğun derslere, öğretmene ve eğitime odaklanmasının zor olduğunu belirten Erdem, çocukların eğitim ortamında eşit koşullarda bulunabilmesinin yalnızca ders kitaplarının ücretsiz verilmesiyle mümkün olmayacağını dile getirdi.
Erdem, “Bir çocuğun eğitim hakkından gerçekten yararlanabilmesi için o çocuğun öncelikle aç olmaması gerekir. Açlık, eğitim hakkının önündeki en temel engellerden biridir. Çocukların geleceğini yalnızca bir bütçe kalemi olarak değerlendiremeyiz. Kamu kaynakları elbette sınırlıdır ancak hangi harcamanın öncelikli olduğuna dair siyasi ve sosyal tercihler yapılır. Bizim tercihimiz çocuklardan yana olmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Devlet dar gelirli ailelerin çocuklarının aleyhine taraf olamaz”
Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, okulda ücretsiz yemek uygulamasının yalnızca ekonomik destek olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bunun aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği, çocuk hakları ve sosyal devlet anlayışının bir parçası olduğunu söyledi.
Çocukların ekonomik durumları nedeniyle eğitim ortamında farklı muamele görmek zorunda kalmaması gerektiğini belirten Erdem, devletin sosyal politikalarını özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarının ihtiyaçlarını gözeterek şekillendirmesi gerektiğini ifade etti.
Erdem, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Çocuklar okul bahçelerinde aç beklerken bunu sıradan bir ekonomik sorun olarak göremeyiz. Bir çocuğun arkadaşlarının yanında yemek yiyememesi, kantine gidememesi, beslenme çantasını boş getirmesi sadece ailesinin yaşadığı bir sorun değildir. Bu, toplumun ve devletin sorumluluğudur.
Devlet dar gelirli ailelerin çocuklarının aleyhine taraf olamaz. Tam tersine, sosyal devlet olmanın gereği olarak imkanları daha sınırlı olan çocukların yanında durmalıdır.
Dünyanın farklı ülkeleri okul yemeğini yıllardır bir kamu hizmeti olarak uyguluyor. Türkiye’nin de çocukların sağlıklı beslenmesini eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası haline getirmesi gerekiyor. Çünkü çocukların karnını doyurmak bir lüks değil, temel bir haktır.”