BİR ÂLİMİN GİDİŞİ: BİR ÂLEMİN IŞIĞI EKSİLİR
Aldığımız Acı Haberle Tüm Türkiye’yi Derinden Yasa Boğan İlber Ortaylı Hocamızın Ardından
Bazı haberler vardır ki sadece bir insanın vefatını değil, aynı zamanda bir dönemin hafızasında oluşan büyük bir boşluğu da haber verir. İşte bu acı haber de öyleydi… Bir âlimin ardından duyulan o derin sükûtu ve hüzünlü saygıyı hep birlikte yaşadık.
Tarih boyunca büyük ilim sahipleri için söylenen kadim bir söz vardır:
“Bir âlimin kaybı, bir âlemin kaybı gibidir.”
Çünkü âlim dediğimiz insan yalnızca bilgi taşıyan biri değildir.
O; bir toplumun hafızası, bir medeniyetin aklı ve gelecek nesillere bırakılan düşünce mirasıdır.
Bu nedenle bazı isimlerin ardından konuşurken kelimeler daha ağır çıkar, cümleler daha dikkatli kurulur. Çünkü onlar sadece yaşadıkları döneme değil, bıraktıkları izlere aittirler.
Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda bu tanımın en güçlü karşılıklarından biri hiç şüphesiz İlber Ortaylı hocamızdır.
1947 yılında Avusturya’nın Bregenz şehrinde dünyaya gelen Ortaylı, hayatını tarihin derinliklerine inmeye ve bu toprakların hafızasını anlatmaya adadı. Akademik yolculuğunu Ankara Üniversitesi çatısı altında şekillendirdi; Osmanlı idari tarihi ve dünya medeniyetleri üzerine yaptığı çalışmalarla sadece akademinin değil toplumun geniş kesimlerinin de dikkatini çekti.
Onun eserleri ve konuşmaları yıllarca birçok insana sadece bilgi değil, aynı zamanda düşünce ufku kazandırdı.
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?,
Türklerin Tarihi
ve
Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek
gibi eserleri, yalnızca tarih anlatan kitaplar değil; bir kültür ve düşünce yolculuğunun kapısını aralayan kıymetli çalışmalardı.
Ben de uzun yıllardır İlber Ortaylı hocamızın konuşmalarını ve yayınlarını ilgiyle takip edenlerden biriyim. Onu dinlerken insan sadece tarih öğrenmezdi; aynı zamanda düşünmenin, sorgulamanın ve kendini yetiştirmenin ne kadar kıymetli olduğunu da hissederdi.
Onun duruşu bize her zaman şunu hatırlattı:
İnsan her şeyden önce insan olmayı başarmalıdır.
Siyaset farklı olabilir.
Görüşler değişebilir.
Düşünce dünyaları birbirinden ayrılabilir.
Ama insanlığın ortak değerleri vardır:
Dürüstlük, ahlak, bilgiye saygı ve karakter.
İlber Ortaylı’nın toplumun çok farklı kesimleri tarafından bu kadar sevilmesinin ve saygıyla anılmasının sebebi de tam olarak buydu. Sağdan sola, farklı dünya görüşlerinden insanlar aynı isim karşısında derin bir saygı duyabiliyordu.
Çünkü gerçek değerler ideolojilerin üstündedir.
Onun çok bilinen bir sözü vardır:
“Okumayan insanın fikri olmaz, sadece kanaati olur.”
Bu cümle aslında hepimize bırakılmış bir uyarıdır.
İnsan kendini yetiştirmediği sürece yalnızca konuşur ama derinlik kazanamaz. Oysa gerçek ilim, sabırla ve emekle kazanılır.
Bizlere düşen görev de böyle değerli insanların ardından sadece üzülmek değildir.
Onlardan öğrenmek…
Onların bıraktığı düşünce mirasını yaşatmak…
Ve en önemlisi, onların gösterdiği ölçüyü hayatımıza taşımaktır.
Çünkü bir toplum büyük insanlarını yalnızca konuştuğu sürece değil, onların bıraktığı değerleri yaşattığı zaman büyür.
Ben de bu satırları yazarken içimde büyük bir hüzünle birlikte derin bir saygı hissediyorum.
Kendisini çok özleyeceğim.
Saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Makamı âli olsun.