Dolar 43,8833
Euro 51,9792
Altın 7.331,50
BİST 13.809,88
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 7°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
7°C
Hafif Yağmurlu
Cum 7°C
Cts 9°C
Paz 10°C
Pts 13°C

İLAHİ ÜZERİNDEN BÖLÜNEN KALPLER: MÜSLÜMANLIK TARAF TUTMAK MI, HÂL İLE YAŞAMAK MI?

İLAHİ ÜZERİNDEN BÖLÜNEN KALPLER: MÜSLÜMANLIK TARAF TUTMAK MI, HÂL İLE YAŞAMAK MI?
26 Şubat 2026 09:39
A+
A-

Bu hafta yazımız:
İslam ülkesinde yaşıyor iken gerçekten Müslüman Türk ruhunu taşıyor muyuz?

Yoksa inancımızı sadece sloganlarda mı, hayatın içinde mi bırakıyoruz?

Son günlerde bir ilahi üzerinden kopan tartışmaları izliyorum. Sosyal medyada bir isim öne çıktı: Celal Karatüre. Kendine has üslubuyla seslendirdiği “Kâbe’de Hacılar” ilahisi kısa sürede yayıldı. Videolar paylaşıldı, kimi okullarda söylendi, meydanlarda yankılandı. Birçok insan bunu samimiyet olarak gördü; “manevi bir diriliş” dedi.

Ardından konu siyasete taşındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu görüntüleri “gerçek Türkiye fotoğrafı” olarak değerlendirdi; halkın manevi değerleriyle barışık bir tablo çizdi.
Muhalefet cephesinden ise farklı bir yaklaşım geldi. Eleştiriler, özellikle laiklik ve kamusal alan üzerinden yapıldı. Devlet kurumlarında ve eğitim alanlarında dini içeriklerin görünürlüğünün sınırları sorgulandı. Muhalefete göre mesele yalnızca bir ilahi değil; toplumun kamusal düzen ve tarafsızlık ilkeleriyle ilgiliydi.

Bu eleştiriler, Meclis kürsüsünde gündem oldu ve tartışmaları derinleştirdi.

Şimdi asıl soruya gelelim:
Mesele gerçekten bir ilahi mi?
Yoksa biz yine saf tutmayı mı seçtik?
Bir taraf “maneviyat” dedi.
Bir taraf “ilke” dedi.
Ama kimse dönüp şunu sormadı:
Biz gerçekten Müslüman Türk ruhunu yaşıyor muyuz?

Gerçek Müslümanlık bağırarak savunulmaz.
Gerçek Müslümanlık yaşanır.
İslam pankart değildir.
İslam edep, merhamet ve adalettir.
Türk ruhu dediğimiz şey; hamasetle değil, vakar ve vicdanla ayakta durur. Eğer biz gerçekten bu ruhu taşıyorsak, birbirimizi inciterek değil, anlayarak konuşuruz.

Ayrım şeytandandır.
Birlik Allah’tandır.
Türkiye, 1999 depremiyle çok derin acılar yaşadı. O acı günlerde, insanlar arasındaki ayrıştırıcı yaklaşımlar, siyasi kutuplaşmalar, sınıfsal ve bölgesel önyargılar hayatın içinde sert biçimde hissedildi.

Ama o dönemden ders alınmalıydı; insanlar birbirini daha çok anlamayı, birlikte ayakta durmayı öğrenmeliydi. Artık toplum bu ayrıştırıcı tutumlardan doymuştur. O yüzden bugün yaşanan tartışmalar, geçmişin kırgınlıklarını tekrar hortlatmak yerine, birleştirici bir perspektifle ele alınmalı.

Bugün bir ilahi üzerinden bölünürsek, yarın başka bir mesele üzerinden yine ayrışırız. Sürekli cephe kurmak, enerjimizi tüketir; sürekli karşısındakini suçlamak kalpleri katılaştırır.

Oysa ihtiyacımız olan şey; daha çok hoşgörü, daha çok sükûnet, daha çok sağduyu. Muhalefetin uyarılarını da bu çerçevede okumalıyız; eleştiri, kişiselleştirilmeden değerlendirildiğinde toplumsal bir denge ve bilinç üretir.
Mesele illa bir taraf olmak mı?
Yoksa hakikatin tarafında, sükûnetle durabilmek mi?
Gerçeklik slogan değildir.
Gerçeklik hâl ile yaşamaktır.
Eğer Müslüman isek; önce dilimizi güzelleştireceğiz.
Önce kalbimizi temizleyeceğiz.
Önce öfkemizi terbiye edeceğiz.
Hoşgörü zayıflık değildir.
Birleştirici olmak omurgasızlık değildir.
Sakin kalmak pasiflik değildir.
Asıl güç; kışkırtılmadan durabilmektir.
Asıl iman; karşısındakini ezmeden konuşabilmektir.

Bu topraklar çok şey gördü. Ayrılıklar, sertleşen diller, kırılan gönüller… Ama bizi ayakta tutan hiçbir zaman ayrışmak olmadı. Bizi ayakta tutan ortak vicdan oldu.

Aynı ezanı duyuyoruz.
Aynı bayrağın altında yaşıyoruz.
Aynı geleceğe çocuk yetiştiriyoruz.
Bu tür haberler bizi birbirimize düşürmemeli. Tam tersine şunu hatırlatmalı: Farklı düşünsek de aynı ümmetin, aynı milletin parçasıyız. Geçmişten aldığımız dersle, artık ayrıştırıcı dilden uzak durmalı; birbirimize hoşgörü ve sevgiyle bakmalıyız.

Geliniz; taraf değil ilke olalım.
Cephe değil gönül olalım.
Slogan değil ahlak olalım.
Çünkü gerçek İslam ayrıştırmaz.
Gerçek iman birleştirir.
Ve biz, bu birliği koruyacak olgunlukta bir milletiz.

Yazı yazmamdaki maksadım siyaset değil bunun altını çizeyim … Farkındalık farkındalık farkındalık… müslüman uyanık olmalı notu ile yazımızı sonlandiralım

ETİKETLER: , , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.